CAMADAN

 

    Kolları olmayan deriden yelek. Bir Eğirdir  türküsünde de geçer.

  “Halil ağam Aras’a gidiyor”

  Öküz derisinden camadan giyiyor.”

Bu türkünün tamamını söyleyen bulamadım.

 

CAMİARDI

 

    Hızır Bey camisinin güney tarafına denir. Bizim çocukluğumuzda  göl orada kıyı yapar, Ada’dan gelen kayıklar orada durur, gavinne çamçakla orada satılırdı. Yaşlılar kış günleri orada oturur, duvara dayanır güneşlenirlerdi. Şimdi otobüs durağı ve terminal olmuştur.

 

 

CÂMİܒN-NAZÂİR

 

    Eğirdirli Hacı Kemal’in 1512de yazıp bitirdiği yazdığı bir şiir antolojisidir. Kitapta  268 şairin 425 şiiri  vardır. Ordünaryüs  Prof. Dr.Fuat Köprülü “Türk edebiyatında İlk Mutasavvuflar” adlı eserinde Câmiü’n Nazâir’in önemini şöyle belirtir.

    “Hacı Kemal’in hatta tezkerelerde bile adları geçmeyen en eski Anadolu şairlerinin de eserlerini içine alan meşhur Câmiü’n Nazâir’idir.” diye yazar. Bir başka yerinde de “15.yüzyılın ilk yarısına ait olan bu ilahilerden sonra Câmiü’n Nazâir sahibi Eğirdirli Hacı Kemal’in zabt ve tesbit ettiği birkaç ilahiyi Yunus Emre’ye mensup en eski metin sayabiliriz.” der.

    Gönül diler ki bu gizli hazine Eğirdir’i sevenlerce ya da Yerel Yönetimce bu günün yazısıyla Türk Edebiyatına kazandırılsın.

 

 

CANADA     

 

    Şimdiye kadar sürekli iskan durumu olmamıştır. Kuzeyindeki kayalık bölümde küçük düdenler vardır. Yine bu civarda antik çağdan kalma bir yapının kesme taşları görülür.

    Bugünkü çevre duvarının büyük çınar doğrultusundadır. 1972 yılında gölün seviyesi aşırı düşünce Canada’nın batı-güney ucunda girintili birçok yapı izleri görülmüştür. Çocukluğumuzda Kaleburnu ile Canada arasında kesme taşlı bir yol olduğu, bu kesme taşlı yolun taşları arasına ayağımızın sıkışıp boğulabileceğimiz büyükler tarafından söylenirdi.

    1820 lerde Canada’da mükemmel bakımlı bir bahçe, köşk ve hamam olduğu, adına da “Gülistan” dendiği Böcüzade'nin Isparta Tarihi kitabında yazılıdır.

    1914 lerde Mutasarrıf Cemal Bey Canada’ya esirler için baraka ve odalar yapılmasını emretmiştir.

    Kurtuluş savaşı yıllarında Yunan İzmir’e girdiği zaman güvenceye almak için Denizli’den 500 kadar Rum erkeği demiryoluyla Eğirdir’e getirilerek Canada’da kampa alınmıştır. Kurtuluş savaşı yıllarında milli hareketi desteklemeyenlerin de kampa alındığı yer olmuştur.

    5 Mart 1930 da Atatürk Eğirdir’e geldiğinde Belediye Meclisi kararıyla Canada’nın tapusu sunulmuştur. Ölümünden sonra da kardeşi Makbule Atadan’a kalmıştır. O da başkalarına satmış, 1970 lerde istimlak edilerek park haline getirilmiştir.

    Fa-Kaylan’ın yazdığı Siyah Ülke–Beyaz Ülke adlı bir küçük romanında birçok olaylar Canada’da geçer.

      Canada'nın güneydoğusunda, göl içinde kıyıdan Bağlar'a doğru sıralı on kadar dikkate değer iri taşlar vardır.

    Canada bazı kaynaklarda Çan adası, Çıyan adası şeklinde yazılıdır.

 

CAR

 

    Siyah bezden yapılan altı etek, üstü pelerin olan, kadının yüzünü göstermeyecek şekilde başını örttüğü bir giyim... Kıyafet kanunuyla yasaklanmasına rağmen 1960 lara kadar görüldü.

 

 

CEBEL

 

    Sütçüler ilçesinin eski adıdır. Arapça  “dağ” demektir.

 

 

CEMAL TOSUN  

 

    1904  yılında Isparta’da doğdu. Annesi Isparta’da “Şafak Hoca” diye anılan Mustafa Tevfik’in kızı Saliha  Hanım, babası Aksu eşrafından “Toşur Ağa” diye bilinen Mehmet Tosun’dur.

    Cemal Tosun, Isparta medreselerinde okumuş, dedesi Isparta Müftüsü Tevfik Hoca’nın ilminden feyzalmıştır. Rüştiye’den sonra öğretmenlik meslek kurslarına katılarak öğretmen olup İğdecik köyünde göreve başlamıştır. Daha sonra Koçular, Yılanlı, Kumdanlı, İslamköy, Savköy, Kuleönü, Atabey tekrar İslamköy’de görev yapmıştır. Kendi ifadesine göre Süleyman Demirel’in öğretmeni olmuştur. Diplomasında da imzası olduğunu söylemiştir. Gönen Köy Enstitüsünde katıldığı bir kurstan sonra Eğirdir ve Sütçüler Bölgesi Gezici Başöğretmenliğine atanmıştır. Eğirdir Zafer İlkokulunda 12 yıl çalışmıştır. Senir’den emekli olmuştur.

    Baba yurdu olan Aksu’da okul yapımında, oranın ilçe olmasında, gelişiminde çok hizmeti vardır. Derin bir tarih ve hukuk bilgisine sahip olup araştırmacı bir ruha sahipti. Araştırmalarının sonucunda Gölsesi gazetesinde  “Eğirdir Tarihi” ni yayınlamıştır. Sonra dosya haline getirip Isparta Halil Hamit Paşa Kütüphanesi’ne vermiştir.

    14 temmuz 1990 tarihinde vefat etmiş, Isparta Asri Mezarlığına gömülmüştür. Evlatları, Ziraat Bankası Müdürlerinden Mustafa Tevfik, Avukat Oğuz, Neriman, Prof. Dr. Cengiz Tosun, Ülker ve Armağan’dır.

 

 

CENGİZ TOSUN (PROF. DR.)

 

    Öğretmen Cemal Tosun’un oğludur. 1937 yılında babasının öğretmenlik yaptığı İslamköy’de doğdu. İlkokul ve ortaokuldan sonra Balıkesir Necatibey Öğretmen Okulu’na girdi. 1955 yılında burayı bitirerek Gazi Eğitim Enstitüsü İngilizce Bölümü sınavını kazandı. 1957 yılında Gaziantep Lisesi’ne atandı. Sonra Söke’den askere gitti. Askerlik sonrası bir süre tercümanlık yaptı. 1963 yılında tekrar öğretmenliğe dönüp Konya Erkek Lisesi’nde İngilizce öğretmenliğine başladı. Burada çalışırken sınav sonucu Ankara Fen Lisesi İngilizce öğretmeni oldu. Bu arada Hacettepe Üniversitesi İngiliz Dili Edebiyatı Bölümü’nde Lisans tamamladı. Orada öğretim görevlisi olarak çalışırken bir yandan da akademik çalışmalarını sürdürdü. 1977 de Dilbilim doktorası, 1983 de Doçentlik, 1988 de Profesörlük ünvanlarını kazandı.

    Hacettepe Üniversitesi’nde 26 yıl çalışarak İngiliz Dili Eğitimi Bölümü’nde Bölüm  Başkanlığı yaptı. 1999 yılında Çankaya Üniversitesi’nden aldığı teklif üzerine Hacettepe Üniversitesi’nden emekli olup Çankaya Üniversitesi’nde çalışmaya başladı. Şu anda orada ilgili bölümde ders vermekte olup İngilizce Hazırlık Okulu’nun Müdürlüğünü yapmaktadır. Eşi Tülay Tosun emekli öğretmendir. Öniz ve Burcu adlarında kızları, Edip Kerim adında da bir torunları vardır.

    Prof. Dr. Cengiz Tosun çeviri, şiir, resimle de uğraşmış, şiir dalında 1957 de Cumhuriyet Gazetesi’nin Yunus Nadi Şiir yarışmasında “Önce Vatan” adlı şiiriyle 3.lük ödülünü kazanmıştır.

 

CENNETABAD

 

    Beylik döneminde Felekabad’ın yanında Eğirdir’e verilen ikinci bir addır.

 

 

CEYLAN DERİSİNE YAZILI İNCİL HAKKINDA

 

    Pek çok yazılı kaynakta ve halk arasında Ayastefanos Kilisesinde ceylan derisi üzerine yazılı çok değerli bir incilin adı geçer. Bütün sorma ve aramalara rağmen şimdiye kadar ne olduğu bilinmemiştir. Böcüzade Süleyman Sami Isparta Tarihi adlı eserinde bu İncil’in M.S. 360 yılında yazıldığını yazar.

    İnternette “Byzantine Monastic Faundation Documents” sitesindeki bir yazıdan edindiğim bilgi şöyledir:

    “1874 de G. Hirschfeld tarafından Eğirdir gölünde bir adadaki Manastır Kütüphanesinde bulunan elle yazılmış kitapların kalıntıları İkinci Dünya Savaşında Berlin’de kayboldu.”

    Büyük bir ihtimalle bu İncil de bu kitapların arasındaydı. Demek ki kiliseden yalnız İncil değil, değerli daha pek çok kitap götürülmüş.

    G. Hirschfeld bir Alman bilginidir. Arkeolog ve coğrafyacıdır. Sagalassos ve Selefküs Sidera’yı inceleyen , Adada’nın yerini ilk belirleyen bilgindir.

 

 

CEZAYİR TÜRKÜSÜ

 

   Babam anılarında anlatırdı. Dedesi  Veziroğlu  Ahmet Efendi, zaman zaman Cezayir türküsünü söyler söyler ağlarmış. Dikkatimi çektiği için bu türkünün sözlerini yazıyorum.

 

 Cezayir’in gemileri yağlanır

 Yağlanır da kıyılara bağlanır.

 Giden yiğitler nerde eylenir

 

 Sokakları mermer taşlı

 Güzelleri hilal kaşlı

 Cezayir...Cezayir...

 

    Veziroğlu Ahmet Efendi 1829 da Eğirdir’de doğmuş, 1853 Kırım savaşına katılmıştır. Osmanlılar  Kırım savaşını Fransız, İngilizlerle beraber Ruslara karşı yaparken İngilizce öğrenmiş. Demiryolunu  yapan İngilizlerle  İngilizce konuşurmuş. 1913 yılında vefat etmiş, Şeyhülislam Berdai  zaviyesi  mezarlığına  gömülmüştür. Zaviyenin son şeyhlerinden Ahmet Efendinin kızı Kâmile Hanım, oğlu Müderris Nuri Efendinin eşidir.

 

 

CIKKABAK

 

    Olur olmaz söze karışan, bilmediği halde her yerden çıkan, her duyduğunu başkalarına söyleyen kişi.

 

 

CİBRE

 

    Üzümün suyu alındıktan sonra geride kalan posası. Üstünü kapatırlar, 4-5 gün bekletirler. Bakteriyel faaliyet sonucu kızdıktan sonra üstüne su döküp sirke yaparlardı.

 

 

CİĞER TEKERİ

 

    Bağda kışlık kıyma, pastırma, kavurma, sızgeç yapmak için kesilen hayvanların ciğerleri de değerlendirilirdi. Ciğerler iri kıyım kıyılır, bol içyağı içinde kavrulur, bir kaba dökülüp teker haline getirilirdi. Kışın bir parça alınır, üzerine biraz su katılıp ocakta ya da mangal üstünde bir kaynamalık  olunca ekmeğe katık edilerek yenirdi.

 

 

CİHANNÜMA’DA  EĞİRDİR  

 

   1609-1658 yılları arasında yaşayan Katip Çelebi’nin bir coğrafya kitabı olan Cihannüma’sında Salih Şapçı’nın  çevirisiyle   Eğirdir şöyle anlatılır;

    “Eğirdir gölün batı kenarındadır. Gölün içine girmiş bir küçük hisarı ve sağlam kalesi tatlı su ile çevrilidir. Mamur çarşıları, camileri ve birçok hamamları vardır. Burada Nakşıbendi tarikatının ulu evliyaları ve bazı şeyhlerinin mübarek mezarları olup, üzerlerinde camii şerif ve imareti yapılmıştır. Bu şehirde medrese vardır. Kütahya’dan üç konaktır.

    Bu kasabanın varoşu vardır. İki tarafında kapısı ve karşısında bir küçük ada vardır. Bağ ve bahçedir, insan oturmaz. Onun kuzeyinde bir büyük ada vardır. İki yüz kadar ev vardır. Yarısı İslam, yarısı hristiyandır. İçinde ulu evliyalardan Şeyh Muslihiddin Efendi vardır. Bu ada ahalisi gemicidir. Kadınları bez dokur. Adı geçen varoş üzerindeki Sivrinaz isimli bir dağ üzerine yapılan metin bir kaleyi Küleyb adına bir kafir bina etmiştir. Bu kaleyi Seyyid-i Battal Gazi fethetmiştir. Dağın yüksekliği altı saattir. Kasabanın dışında Nazla namında bir köy vardır. Hicri 600 de (M.1204) Berda vilayetinde Şeyhülislam namında ululardan bir veli Allah tarafından tayin olunup o Nazla köyünde bir cami ve tekke yapıp orada oturmuş ve evladından nice veliler yetişmiştir. Saltanat tarafından yetmiş adet cizye tayin olunup gelen giden fakirlere yemek verilir idi. Kısacası bu Eğirdir kazası dağlıktır. Büyük dağlar ve ulu ağaçlar ve hoş pınarları vardır. Absafrus (Dippoyraz) namında bir yüksek dağı vardır. Yirmi dört saat yüksektir. Üzerinde yazın en sıcak günlerinde on, on beş arşın derinlikte kar bulunur. Hatta “İnsana ölümsüzlük veren hayat suyu bulunur.” derler. Yaz mevsiminde hiç görülmedik çiçekler açar. Dağın ortasında bir düz yerde, bir tatlı gölü vardır. Uzunluğu on mil, genişliği beş mildir. Yazın etrafı çimenliktir. Hoş havası var amma ondan yukarıda kardan başka bir şey yoktur. Eğirdir’den altı saat kadar yerde bir tatlı göl vardır. Balığına tatlı balık derler. On, on beş okka kadar olur. Aralık-Ocak aylarında avlanır. Naklederler ki Eğirdir’in otuz altı nevi üzümü olur. Eğirdir gölü Hamidili ortasında bir tatlı sudur. Uzunluğu güneyden kuzeye dört buçuk fersah, genişliği üç fersah ve derinliği on kulaç olup, batısı göl içinde kenara bitişik olan Eğirdir namlı hisardır. Ortasında iki ada vardır. Küçüğüne Canadası, büyüğüne Nis adası derler. Beş çeşit balığı olur. Bahar mevsimi başlarında, kiraz mevsimi gelince avlarlar. Bir garip göldür, kenarında beyaz çakıl taşları vardır. Aralarında kudretten Allah’ın ismi yazılmış çakıllar bulunur. Bu gölün ayağı vardır. İki konak akar. Birkaç yerde yer altına girer. Sonunda Antalya şehrine bir konak yaklaşınca Düden isimli yerde anafor olup yer altına gider, sonra Antalya Gümrük Kapısı’nda çıkar.”

 

 

CİMCİK  FADİMESİ

    Eğirdir'de "çimdik" e, cimcik derler. Bir zamanlar Fadime adında bir kadın varmış. Denk getirdi mi, gördüğüne çimdik atarmış. Böyle durumlarda adı anılır.

 

CİNAYETLER

 

     Eğirdir merkezde 1900 den 1980 e kadar cinayetler şöyledir.

     1925 lerde Meseyin'de bir Yörük kızı cinayeti olmuştur.

    1930 larda bir ot meselesinden Bağlar'da yetişkin biri, bir çocuğu öldürmüştür.

    1935 lerde bir dayılık nedeniyle cinayet işlenmiştir.Aynı kişi  hapisten çıktıktan sonra ikinci cinayetini işlemiştir.

 

 

CÖNK

 

    Geçmiş zamanda hoşa giden şiirlerin yazıldığı uzunlamasına bir defterdir. Şimdiye kadar Eğirdir'de bir cönk'e rastlanmıştır. O da Müderris Veziroğlu Nuri Efendi'nin cönküdür. Elli dört sayfadır. Şiirleri Salih Şapçı Bey okumuş, Akın Gazetesi'nde 25 Haziran 2005 tarihinden başlayarak çoğunu yayımlamıştır.

 

 

CURİLLİ

 

    Balık yavrularının en küçüklerine denir. Daha çok gavinnenin küçüklerine denirdi. Sanıyorum en eski dillerden kalan bir kelime olsa gerek.